Sözleşmelerde Alacaklı Temerrüdü

Temerrüt

Direnme anlamına gelen temerrüt kavramı borcun ifa edilmemesi konusunda karşımıza iki şekilde çıkmaktadır: Alacaklının Temerrüdü ve Borçlunun temerrüdü. Borçlunun temerrüdü, borcu ödememekte direnmesidir. Buna karşın alacaklının temerrüdü ise alacaklıya önerilen olumlu bir edimin ifasını, haklı bir sebebe dayanmaksızın reddetmesi durumuna verilen addır. Bu yazıda alacaklının temerrüdünün ne olduğu, koşulları ve sonuçları detaylarıyla ele alınacaktır.  

Alacaklı Temerrüdü Şartları

Alacaklının temerrüdünün şartları TBK m.106’da hükme bağlanmıştır. Şartlar iki ana başlıkta incelenebilir: 

  1. İfanın gereği gibi önerilmiş olması ve 
  2. Haklı sebep olmaksızın ifanın reddi. 
    Alacaklı temerrüdünün oluşması birtakım şartlara bağlanmıştır. Bu şartlar yukarıda belirtildiği üzere ifanın önerilmiş olması ve alacaklı tarafından bu ifanın haksız sebeple reddidir. Hatırlatmakta fayda vardır ki bahsi geçen ifadaki borcun muaccel yani vadesinin gelmiş olması gerekmektedir. Vadesi gelmemiş bir borcun varlığı konusunda temerrüt söz konusu olmaz. Borçlunun bu muaccel borcun ifasını yerine getirmek istemesi ve alacaklının bu isteği haksız sebeple geri çevirmesi ile alacaklı temerrüde düşmüş olur. Alacaklının ifa talebini geri çevirmesinde haklı ise temerrüt yine söz konusu olmayacaktır. Alacaklının temerrüde düşmesinde kusur aranmaz. Alacaklının temerrüde düşmesi borç ilişkisi açısından birçok sonuç doğurur.  

Alacaklı Temerrüdü Sonuçları

Alacaklı temerrüdünün sonuçlarını genel ve özel olarak ikiye ayırarak incelemek yerinde olacaktır.  

GENEL SONUÇLAR

Kural olarak alacaklının temerrüde düşmesi borçlunun borcunu sona erdirmez. Bu durumun istisnası olarak TBK m 594 gösterilebilir. Alacaklının temerrüdünün sonuçları zor durumda kalan borçluyu korur niteliktedirler. Bu sonuçlar, borçlunun muhafaza masrafların alacaklı tarafından karşılanması, borçlunun sorumluluğunun hafiflemesi, eğer hasar oluşursa hasarın alacaklıya geçmesi ve alacaklı temerrüdünün borçlu temerrüdü ile ilişkisidir. 

Öncelikle, biraz sonra özel sonuçlarda detaylıca bahsedileceği üzere borçlunun borçtan kurtulmasının yollarından biri tevdi yoludur ama gerek tevdiden önceki süreçte gerekse tevdiden sonra birçok masraf ortaya çıkacaktır (bildirim, malın taşınması, yerin belirlenmesi vb.). Ortaya çıkan bu masraflardan sorumlu olacak kişi ise temerrüde düşen alacaklıdır. 

İkinci olarak, borçlunun borç ilişkisi süresince malı koruma ve bakımını üstlenme yükümlülüğü mevcuttur. Bu yükümlülük kapsamında zarar gören malın sorumluluğu da doğal olarak borçlu olacaktır fakat alacaklının temerrüde düştüğü senaryoda bu sorumlulukların hafifleyeceği sonucuna varmak yanlış olmayacaktır. 

Üçüncü olarak, konu hakkında genel bir kanuni düzenleme olmamasına rağmen kanunun çeşitli bölümlerinde hasarın alacaklıya geçeceği belirtilmiştir. Bu hallere örnek olarak TBK m. 483 (eserin yok olması) ve m.208 (yarar ve hasar) ikinci fıkrası örnek verilebilir. 

Son olarak, alacaklının temerrüdünün borçlunun temerrüdü üzerindeki birçok etkisinin yanında kuşkusuz en önemlilerinden biri de borçlunun temerrüdünün sonuçlarını ortadan kaldırmasıdır. Çünkü borçlunun temerrüde kusurla değil, alacaklının haksız sebeple reddi nedeniyle düşmüştür. 

ÖZEL SONUÇLAR

Alacaklı temerrüdünün özel sonuçları ele alındığında üçlü bir ayırma gidilmesi, konunun incelenmesi açısından faydalıdır. Bu üçlü ayrım tevdi, ifanın konusu borcun satılarak parasının tevdii ve sözleşmeden dönmedir. Tevdi hakkı TBK m. 107’de ele alınmış ve borçluya alacaklının temerrüde düşmesi durumunda, hasar ve giderleri borçluya ait olmak üzere, borcunu tevdi etme yani bırakmak/vermek suretiyle borcundan kurtulabilme imkanı sunan bir haktır. Tevdi yerini seçme hususunda borçlu söz sahibi değildir, ifa yerinde bulunan hakim tevdi yerine karar verecektir. Bu durum ticari ilişkilerde farklılık gösterir. Tacirlerin basiretli oldukları kanısı hukuken var olduğu için tacirler tevdi yeri konusunda hakim kararına ihtiyaç duymazlar. Borçlu, temerrüde düşen alacaklı karşısında ilk önce tevdi yoluna başvurmalı, eğer borcun konusu olan şey veya iş tevdi edilmeye müsait değilse, tevdi edilmesi sonucunda bozulabilecek veya büyük giderler gerektirecek bir şey/ iş ise TBK m.108 (satma hakkı) uyarınca borçlu söz konusu malı sattırıp bedelini tevdi etmelidir. Bu işlem yapılırken dikkat edilmesi gereken kanunun şart koştuğu hususlar mevcuttur.

Öncelikle satma hakkı kullanılmadan önce alacaklıya bildirim yapılmalı ve gerekli süre tanınmalıdır. Buna ek olarak satma hakkını kullanacak borçlu bu işlemi hakim izni ile ve açık arttırma yoluyla yapmalıdır. Eğer malın borsada kayıtlı bir fiyatı varsa veya cari fiyatı belli ise açık arttırma yolu olmaksızın doğrudan pazarlık yoluyla satış da mümkündür. Tekrardan tacirler arasındaki borç ilişkilerinde bu durumun geçerli olmadığı, tacirlerin satma hakkını kullanası için hakim iznine gerek olmaksızın açık arttırma usulü ile bu hakkını kullanabileceği kabul görmektedir. Lakin unutulmamalıdır ki malın satılması ile borçlu borcundan kurtulmaz. Borçlunun borcundan kurtulması sattığı malın bedelini alacaklıya verdiği andır. TBK m.110’da ele alınan sözleşmeden dönme hakkı ise borçlunun borcunu ortadan kaldıran bir diğer haldir. Madde uyarınca, borcun konusu bir şeyin teslimini gerektirmiyorsa borçlu, borçlunun temerrüdüne ilişkin hükümlere göre sözleşmeden dönebilir. Kural olarak sadece yapma borçları bu maddenin uygulamasında görülür, verme borçlarında genellikle tevdi yolu tercih edilir.  

Sonuç olarak, alacaklı temerrüdü bazı şartların varlığı halinde ortaya çıkabilen bir borcun ifa edilmemesi durumudur.  İfanın gereği gibi önerilmiş olması ve haklı sebep olmaksızın ifanın reddi gibi şartları bulunan bu temerrüt türü ayrıca genel ve özel sonuçlar doğurmak suretiyle borç ilişkisinin seyrini değiştirmektedir. Genel olarak maddeler bu konumda zor duruma düşen borçluyu korumaya yönelik olarak düzenlenmiştir.