Sözleşmenin İçeriğini İstediğimiz Gibi Belirleyebiliyor Muyuz? Sözleşme Özgürlüğü İlkesi

Özel hukukta benimsenen irade serbestisi ilkesi, bireye hukuk düzeninin çizdiği sınırlar içerisinde diğer kişilerle olan hukuki ilişkilerini özgür iradeleri doğrultusunda düzenleme yetkisi verir. İrade serbestisi kapsamına kişilerin ekonomik, topluluk kurma, mülkiyet ve ölüme bağlı tasarruf özgürlüğü ve bu yazının esas konusu olan sözleşme özgürlüğü girmektedir. 

İrade serbestisi sözleşmeler bakımından ise üç dala ayrılır; sözleşme özgürlüğü, eşitlik, şekil serbestisi.  

Sözleşme Özgürlüğü İlkesi

Türk Borçlar Kanunu madde 26 gereğince ‘‘Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.’’ hükmü  sözleşme serbestini açıkça öngörmüştür. Buna ek olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası madde 48 ile sözleşme serbestisi koruma altına alınmıştır. Maddeyi inceleyecek olursak ‘‘Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir.’’ şeklinde ifade edilmiştir.  

Sözleşme özgürlüğü beş farklı şekilde karşımıza çıkabilir. Bunlar; sözleşme yapma ya da yapmama, kurulmuş olan bir sözleşmeyi sona erdirme ya da değiştirme, sözleşmenin diğer tarafını belirleyebilme, sözleşmenin tipini ve içeriğini belirleyebilme, son olarak da sözleşmenin şeklini belirleyebilme (şekil serbestisi) özgürlüğüdür.  

Sözleşme Yapma/Yapmama Özgürlüğü

Bu ilke kişilerin iradeleri doğrultusunda diledikleri sözleşmeyi yapıp yapmamakta özgür olmasının ifade eder. Kural olarak kimse herhangi bir sözleşmeyi yapmaya zorlanamaz. Fakat özellikle kamu yararı bululanan hallerde kanun ile sözleşme yapma zorunluluğu  getirilebilir.  

Sözleşmeyi Sona Erdirme ve Değiştirme Özgürlüğü

Sözleşme özgürlüğü taraflara dilerlerse kurulmuş olan bir sözleşmeyi sona erdirme yahut sözleşmede değişiklik yapma hakkını da verir.  Bu sözleşmenin bir kısmını ortadan kaldırmak, sözleşmeyi tamamen sona erdirmek, sözleşmeye eklemelerde bulunmak yahut sözleşmede düzenlemeler yapmak şeklinde olabilir. Taraflar yeni bir sözleşme yaparak da tüm bu işlemleri gerçekleştirebilir. 

Sözleşmenin Diğer Tarafını Belirleyebilme Özgürlüğü

Sözleşme özgürlüğü ilkesi kişilere yapmak istedikleri sözleşmenin diğer tarafını seçebilme yetkisi verir. Bu doğrultuda kural olarak herkes dilediği sözleşmeseydi dilediği kimseyle yapabilir. Elbetteki bu hak da sınırsız değildir. Belli kamu kurumları yahut tekel konumunda bulunan kimselerin bazı bireylerle sözleşme yapma zorunluluğu bulunabilir. Kamu kurumlarının bu zorunluluğu kanuna dayanırken, örneğin belirli bölgedeki tekel nitelikteki işletmelerin haklı sebep yokken bireylerle sözleşme yapmaması hakkın kötüye kullanımı niteliğindedir. Sözleşmenin tarafını belirleyebilme yetkisinin sınırlandırılıldığı bir diğer hâl ise sözleşmeden doğan önalım hakkıdır.  Önalım hakkı TBK 735’de düzenlenmiştir. Bu hakkın kullanılmasıyla birlikte taraflar arasında kendiliğinden bir satış sözleşmesi kurulur. Böylece sözleşmenin tarafınını belirleyebilme ilkesinin de bir istisnasını oluşturur. 

Sözleşmenin Tipini/İçeriğini Belirleyebilme Özgürlüğü

Yukarıda da belirtildiği gibi TBK madde 26 taraflara sözleşmenin içeriğini diledikleri gibi düzenleme yetkisi tanımıştır. İçerik belirleyebilme yetkisine tip serbestisi de denilmektedir. Kanunda birtakım sözleşme tipleri düzenlenmiştir. Taraflar düzenlenen bu sözleşme tiplerinden birini oluşturabilecekleri gibi kanunda düzenlenmemiş bir sözleşme tipide oluşturabilirlerler, oluşturulan bu sözleşmeler isimsiz sözleşme sıfatını haizdir. Ancak belirtilmelidir ki sözleşmenin tipi belirleyebilme özgürlüğü borçlar hukukunda geçerli bir ilkedir. Zira kişiler, aile, eşya hukuku gibi alanlarda sınırlı sayı ve tipe bağlılık ilkesi geçerlidir.  

Sözleşmenin Şeklini Belirleyebilme Özgürlüğü (Şekil Serbestisi)

TBK 12. Madde gereğince sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir. Fakat kanunda bir şekil kuralı öngörülmüşse bu geçerlilik şartıdır. Bu kurala uyulmadan yapılan sözleşmeler hüküm doğurmaz. Oluşturulan geçersiz sözleşme başka bir sözleşme türünün geçerlilik şartlarını taşıyorsa tahvil yoluyla sözleşmenin ayakta tutulması mümkündür. Tahvil, her ne kadar eleştirilse hatta geçersizliği öne sürülse de şekle uyulmadan yapılan hukuki işlemlerin bazen adil olmayan sonuçlara yol açması yahut hakkın kötüye kullanılmasına sebep teşkil ettiği göz önüne alındığında önemli bir amaca hizmet ettiği anlaşılmaktadır. Tahvil kurumuna her koşulda başvurmak da mümkün değildir, hukuki işlemin tam ehliyetsizlik, genel ahlaka aykırılık gibi durumlarda geçersiz olması buna örnek olarak verilebilir.

Son olarak TBK’nın  27. maddesine göre; kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Taraflara sözleşme özgürlüğü tanınsa da bu özgürlük sınırsız değildir. Zira yukarıda da ifade edildiği gibi bazı sınırlamalar mevcuttur. Bu sınırlamalara uyulmadan yapılan sözleşme hukuk düzeninde bir anlam ifade etmeyecektir.